ABD’de hava trafik kontrolörü eksikliği giderek derinleşiyor. Bu sorunun temelinde başvuru sayısının azlığı değil; yoğun eleme süreçleri, zorlu çalışma koşulları ve sistemsel hatalar yatıyor. 11 Nisan 2026 tarihli bir habere göre, Donald Trump yönetimi bu sorunu ele almak için ilginç bir yöntem benimsedi. YouTube üzerinden yapılan reklamlarla oyun dünyasındaki genç oyunculara ulaşılmaya çalışılıyor. Amaç, bu kitleyi hava trafik kontrolörlüğüne yönlendirmek. Ancak bu yaklaşım, sorunun kök nedenlerini göz ardı ediyor.
AviatorDB tarafından yayımlanan rapor, mevcut sistemin tıkanma noktalarını net bir şekilde ortaya koyuyor. 2022 yılında yaklaşık 58 bin kişi hava trafik kontrolörü olmak için başvuruda bulundu. 2020 yılından bu yana toplam başvuru sayısı ise 200 bine yaklaşmış durumda. Ancak bu büyük havuzdan işe alınanların oranı yalnızca yüzde 2. Yani yüzlerce başvuru arasından sadece birkaç kişi bu alanda kariyer yapma fırsatı bulabiliyor. Bu durum, sorunların insan bulamamak değil, mevcut adayları sistemde tutamamak olduğunu gösteriyor.
Adaylar, başvurunun ilk aşamasında katı kurallarla karşılaşıyor. Başvuru için 31 yaş sınırı bulunması, süreci zorlaştıran faktörlerden biri. Ayrıca, yetenek testleri ve sağlık kontrolleri gibi eleme süreçleri aylar hatta yıllar sürebiliyor. Bu süreçte birçok aday eleniyor veya süreci sonlandırıyor. İlk aşamayı geçenler için de zorluklar devam ediyor; eğitim almak isteyen adayların Federal Aviation Administration (FAA) akademisine gitmesi gerekiyor. Bu, çoğu kişi için Oklahoma City’ye taşınmak anlamına geliyor ve birçok aday için büyük bir engel teşkil ediyor.
Eğitim süreci de yüksek bir eleme oranına sahip. 2017 ile 2022 yılları arasında akademiye kabul edilen adayların yalnızca yüzde 70’i mezun olabiliyor. Mezun olanların bile sadece yüzde 61’i gerekli sertifikayı alarak göreve başlayabiliyor. Bu durum, sürecin sonuna kadar giden herkesin hava trafik kontrolörü olamayacağını göstermektedir.
Hava trafik kontrolörlüğü mesleğinin bir diğer zorluğu ise işin doğasından kaynaklanıyor. Uzun çalışma saatleri, yoğun stres ve yüksek sorumluluk, bu mesleği sürdürülemez hale getiriyor. Veriler, kontrolörler arasındaki intihar oranının ülke ortalamasının üç katı olduğunu gösteriyor. Anksiyete oranı ise dört kat daha yüksek. Uzun vardiyalar ve kronik yorgunluk, bu mesleği icra edenler üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Özellikle 10 saate varan vardiyalar, çalışanların hem fiziksel hem de zihinsel sağlıklarını olumsuz etkiliyor.
Ruh sağlığı sorunları da dikkat çeken bir başka konu. Kontrolörler, yaşadıkları psikolojik zorlukları dile getirdiklerinde görevden alınıyor. Bu durum, çalışanların yardıma ihtiyaç duymalarına rağmen bunu gizlemelerine yol açıyor. Federal Aviation Administration’ın raporları, çalışanların sorunlarını gizleme eğiliminde olduklarını ortaya koyuyor. Bu da durumu daha da tehlikeli hale getiriyor.
Trump yönetimi, bu konuyla ilgili daha önce açıklamalar yapmış olsa da, bu açıklamalar genellikle sorunun kök nedenlerine odaklanmadı. Tartışmalar farklı konulara kayarak somut çözümler üretilmesini engelledi. Mevcut durum, teknik ve yapısal sorunların çözülmeden ilerlemenin zor olduğunu gösteriyor.
Bu kriz, kökleri 1981 yılına dayanan bir geçmişe sahip. Ronald Reagan döneminde, binlerce hava trafik kontrolörü çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla greve gitmişti. Reagan yönetimi, bu greve sert bir yanıt vererek 11 binden fazla kontrolörü işten çıkarmış, sendikayı dağıtmış ve çalışanları kamu görevinden uzaklaştırmıştı. Bu karar, sistemde uzun süre etkili olan bir boşluk yaratmıştı.
Günümüzde, hava trafik kontrolörü sayısı geçmişe göre daha düşükken, hava trafiği ise ciddi şekilde artmış durumda. 1981 yılında bir kontrolör yılda ortalama 315 uçuş yönetirken, bu sayı 2025’te 1178’e çıkmış durumda. Yani, az sayıda kontrolör, çok daha fazla iş yüküyle mücadele ediyor. Bu durum ise hataların artmasına ve sistemin daha da tıkanmasına neden oluyor.